yaprak-ciger.han.ciragan2

Kapadokya! Ne zamandır istediğimiz tatilimiz. “Yılbaşında gidilir mi, dehşet bi’ soğuk olur” laflarına hiç kulak asmadan 1 Ocak sabahı çıkıyoruz yola. İstanbul’da kar kıyamet varken, gayet limonata bir havaya iniyoruz Nevşehir’e.

Utopia Cave Otel’e yerleşirken soruyoruz “ Nerede yer, içilir buralarda?” … “Han Çırağan dediniz değil mi? Hem de Ürgüp’te. Otelimize arabayla 2 dk. Harikaymış! Yol yorgunluğu üzerine bir de peribacaları gezmeleri eklenince bizim rakı zili çalıyor yine. Hadi Han Çırağan’a.

Ürgüp meydanda, mağara içine oyulmuş bir restaurant. Saat 5. Güneş ufak ufak kaybolurken o limonata havadan eser yok, içeriye geçip oturuyoruz. Rezervasyon yaptırdığımız masa pek hoşumuza gitmiyor, cam kenarındaki masada gözümüz. Neyseki kırmıyorlar bizi, geçiriyoruz o masaya. Bi 35’lik söylüyoruz. Bir de hiç adetimiz değil ama çorba çekiyor canımız, “şu tandır çorbasından alabilir miyiz bi’ tane?”

tandırçorbası.hç

Tandır çorbası diyince içinde et bekliyorum fakat ya ben talihsizim ya da sahiden et yok bu çorbada. Bana sorarsan nohut çorbası bunun adı . Neyse, normalde çorba içmeyişimin var bi’ nedeni işte.

Normalime dönüp, alışık olduğum tatları söylüyoruz, geliyor mezeler; patlıcan salatası, kızartma tabağı, peynir ve çoban salata. Acayip güzel değiller. Bence buradaki mezelerin lezzetli olmak gibi bir iddiası yok. Ondan ziyade ulvi görevleri; hemen yemeğe geçmemek için sabretmeni sağlayan bir takım atıştırmalıklar.

Sonra iddialı oldukları noktaya geliyoruz, bi’ ara sıcak yiyelim diyoruz. Oldum olası sevmedim sakatat. Ama Han Çırağan pek güveniyor ciğerine. “Mutlaka deneyin” diyor, yaprak ciğer alıyoruz. Ciğer, asla yemem dediklerimden ama bakıyorum tadına. Fikrimi değiştiricek kadar harika olmasa da denemeye değer diyorum..

Biz içtikçe karnımız doyar aslında fakat buranın havası pek temiz pek açık. Tam o karın acıktırandan.

“Sevgilim, sıcak başka bir şeyler daha mı yesek?” Aras’ın canına minnet. “Ne yiyelim?” diyoruz garsona. Düşünmeden “sac kavurma” diyor. Hızımı alamayıp sacı bile yemek üzereyken kendime geliyorum. Anasonun boşverişliğiyle içindeki kuyruk yağına bile takılmadan süpürmüşüm hepsini.“ Bu ne harika bi’ lezzet böyle yahu ”.

Bu kadar lezzete 35’lik yetmiyor, birer duble daha istiyoruz.

Biz orda otururken tüm masalar doluyor boşalıyor. Bizse Han Çırağan’da ‘demirbaş’, ‘yangında ilk kurtarılacaklar’ gibi duruyoruz saatlerdir.

Ama saat oldu 21:00. Artık odaya gitme vakti. Bir mağaradan çıkıp diğerine gidelim hadi. “Buranın havası ne güzel değil mi?” diye konuşup hafif sağa sola sallanırken mutlu mutlu kalkıyoruz Han Çırağan’dan.

Aman, en can alıcı yeri atlamayayım. Bu, mezeleri, ara sıcakları yemekleri güzel yerde içtiğimiz onca rakıya da rağmen verdiğimiz hesap 150 TL (2 kişi toplam hesap).

İstanbul’dan çıkalı bir kaç saat olmuş ve ilk dersimizi alıyoruz; şuan turistik yerdeyiz ve kendi lokal yaşam alanımızda herşey buradan çok daha pahalı.

“Sanırım İstanbul yaşamak için en doğru yer değil, ne dersin sevgilim?”

hç3         sac-kavurma.han.ciragan