akcanlar ocakbaşı

Ekipten 2 kişi iş değiştirmiş. Kutlama için oldukça geçerli gerekçe. Son Galatasaray buluşmasında bir Ocakbaşı denmişti sanki. 6 kadının buluşması bu devirde hayli zor. 2 sene önce yüksek lisansta her akşamımız beraberken, şimdilerde program yapamayacak kadar yoğunuz. Hayat bizi bu hızla nereye sürüklüyor acaba?

Nihayet 2 hafta sonraya “Gizem ve Seben’nin yeni iş kutlamaları” konulu yemeğimizi programlayabiliyoruz.

Gün belli, saat belli, mekan belli.

13. Cuma, 19:30, Akcanlar Ocakbaşı.

Gitmeden bir kaç saat önce fotoğraflarına bakıyorum mekanın. “Nurdan böyle bir yer seçmez, burası esnaf lokantısı yahu, kız kıza rahat rakı içebilecek miyiz?” Nurdan diyor ki, “biraz salaş bir yer fakat etler şahane.

Nerede olursak keyifli geçecek bu akşam ondan eminim, o yüzden sesimi çıkarmıyorum.

Hem de yeni yer görmüş oluruz.

Ezgi’yle Akcanlar’a gitmek üzere ofisten çıkıyoruz. İstikametimizden çok emin değiliz tek bildiğimiz, Akcanlar’ın Harbiye Hilton Otel civarlarında olduğu. Yolda “1975’ten beri” ibaresinden “ÖZakcanlar”a kadar komiklikler yaparak restauranta varıyoruz. “A a burası baya turistik yer.

Siparişi sadece rakı için veriyoruz. Ondan sonra hiç vakit kaybetmeden servis başlıyor. Masanın başından sonuna kadar mezeler diziliyor. Baştan sona 2 masayı mezeleri tekrarlayarak dizmiyor. Her biri birbirinden farklı, közlenmiş kırmızı biber, havuç tarator, patlıcan salatası, köpoğlu, maydonoz salatası, ezme, haydari… Bunlar bir çırpıda aklıma gelenler. Tam canın sıcak bişeyler çekerken, hınzır bir tonla geliyor garson “Bu da soğanın cücüğüü!” diye kaşarlı mantar ve bir tabak soğan bırakıyor. “Aman kokmayalım” endişesini unut. Bundan tatmalısın.

akcanlar.mantar

Sonra devam ediyor servis, karışık ızgara tabağı; içinde ciğer ve böbrek olması biraz can sıksa da Akcanlar’ın olayı böbrekmiş, onu öğrenmiş oluyorum. Sonra içinden itinayla seçmeye çalıştığım çöp şişlerle karın iyice doymaya başlıyor. Ama doymak için daha çok erken. 70’lik bitmiş bi 35’lik söylemişiz. Meyhane pilavıyla közlenmiş biber & domates geliyor. Bunlar bir sonraki yemeğin habercisi. Ardından kocaman bir şiş tabağı geliyor. Lavaşın üzerinde yatan etleri yiyebilecek bir gram yerimiz kalmamış ama buna karşı koymak mümkün değil. Tüm bunların üzerine bir de meyve ve kaymaklı ballı cevizli muz ikram geliyor. Genç kız rüyasını yemeden olmaz diyoruz.

Akcanlar, iki katlı ufak, salaş bir ocakbaşı. Hiç sipariş vermiyor oluşun da iyice rahat ve tanıdık bir yerde hissettiriyor. Bir de Yunanlı bir masa var çaprazımızda. İçerken tabak, bardak kırmak genlerine işlemiş sanıyorum. Tüm gece bir şişe rakı ve 2 bardak düşürüp kırdılar. Ortam gayet samimi, onlar kırdıkça biz alkışladık. Gitmeden evvel korktuğum ‘adam dolu lokanta’ dan eser yok burada.

Hesap? Servisti yemekti, Ocaktı, başıydı her şey gayet iyi. Hesap da öyle. Onca mezeye, rakıya ete tatlıya, 85 TL kişi başı. Ama sonrasında bahşişi beğenmeyip, kaş göz yapmak pek olmadı yahu. “ ‘Meyve ikramımız’ derken tip’in pazarlığını yapıyormuşsun demek” demez mi insan şimdi? Turiste çok alışmışlar anlaşılan. Yine de bir garsonun tip yüzünden oynayan kaşı gözü sebebiyle harcanacak  yer değil Akcanlar. Profesyonel servisi ve etleri için en azından bir defa tadılmayı hakediyor.

http://www.akcanlarocakbasi.com/