lesbos-island-traditional-delicacies-seafood-ouzo-drink-friends-greek-islands-greece-europe-dp4046137-1600

Bu haftasonu rotamız Midilli. Cuma iş çıkışı soluğu havaalanında alıyoruz once Edremit’e uçuyoruz, oradan otobüsle Ayvalık, oradan da feribot ve 1,5 saat sonra Midilli, nam-ı diğer Lesbos Island.

Ada kocaman. Ama sadece şehir merkezi Mytilene ve mağazaların, dükkanların kısaca esnafın yer aldığı Ermou Caddesi kalabalık. Şehir merkezini gördükten sonra başlıyoruz gezmeye; İlk durak Molivos, Unesco tarafından korunan Dünyanın en güzel 2. sokağı buradaymış, şehrin tepesinde yer alan kaleden aşağıya daracık sokaklardan iniyoruz. Aras’ın büyük dedesi bu sokaklarda büyümüş, o günleri gözümüzde canlandırıp hayaller kurarak geziyoruz.

image5

Sonra sırasıyla Agiasos, Skala Skamnas ve Papados. Hızlandırılmış bir ada turundayız, en turistik yerleri geziyoruz haliyle fakat ortalık oldukça boş. Sonra anlıyorum ki adada zaman algısı bizimkinden farklı. Benim günde 24 saatim varsa onların 36 saati var. Acele etmek yok, telaş yok. Adanın her yeri zeytin ağacı her şeyde, her yerde zeytinyağı. Tüm bunlardan mütevellit adada yaş ortalaması 80 civarı. Unutmadan; 14:00 -16:00 arası dükkanlar kapalı, esnaf evinde yatıyor, tabii bu Siesta lar da yaşlarına yaş katıyor.

image7

 

image4

Bir de çoluk çocuk yok etrafta. Krizde olmalarına ragmen, devlet çocuk için yardımda bulunmaya devam ediyor. Ama adalının pek umrunda değil bu yardım, eğitime kıymet çok “iyi okullarda okutmaya yetecek param yoksa neden evlat sahibi olayım” diyorlarmış. Pek ilginç, biz de canla başla 3 taneye koşmaya çalışıyoruz! Burası Yunanistan değil de, özerk bir ülke sanki. Ouzo ülkesi misal. Ne Cumhurbaşkanını ne Başbakanı tanır takip ederlermiş burada, okumadıklarından değil, umurlarında olmadığından. Vergi dairesi ve arkeoloji müdürleri onların umurlarındaymış daha çok. Sebebi açık; satın aldıkları arsada tarihi tek bir taş çıkarsa o arsa artık “kaput” (bizim Rum rehberin tabiriyle). Yani paranı geri almamak üzere, arsayı sit alanı olmak üzere devlete bırakıyorsun. Toprak almak biraz kumar gibi anlayacağın. Adanın ciddi istihdam ve gelir kaynağı zeytinyağı ve ouzo üretimi iken, Cumhurbaşkanıyla ne işi olur, tarım yapacağı toprağı olsun, sit alanı olmasın derdi o.

Ama yanlış anlaşılmasın, tarihi değerlere ve mimari kültürlerine saygı sonsuz. Yazılı bir kanun olmamasına rağmen 2 katlıdan fazla yapı göremiyoruz. “Kimsenin kimsenin deniz manzarasını bozmaya, göz zevkini taciz etmeye hakkı yok.” bilinci yazısız bir kanun olarak benimsenmiş adaca.

image8

Tüm gün Midilli hayatı, zeytin ağaçları, tarihi, kültürü dinlendikten sonra turun en heyecanlı yerine geliyoruz. Ahtapot, sirtaki ve Ouzo için Taverna vakti!

Şehir merkezine yakın Panagiouda‘ya geliyoruz. Yan yana bir sürü taverna. Bizim mekanın adı Efkaliptos. Kalabalık bir ekip olduğumuz için rezervasyonumuz yapılmış, fix menü siparişlerimiz önceden alınmış.

Masada 20 cl’lik Ouzo’lar, en meşhurlarından biri olduğunu öğrendiğimiz Barbayanni marka. Bir de sürahilerde, bir süre sonra şarap olduğunu anladığımız kırmızı ve beyaz içecekler hazır, bizi bekliyor. Serviste kullanılan bir karaf olsaydı, içeceğin şarap olma ihtimalini bence biz de düşünürdük. Koca ağızlı su sürahisi bizi yanılttı. Bir de üzerine gelen tabaklardan da anlıyoruz ki, sofra camı modasında 90’lar esintisi hakim Midilli’de hala.

Umurumuzda mı? Hayır. Önceden siparişler alındığı için yemekler hemen gelir sanıyoruz. Ama unutma, adada acele yok. Senin İstanbul’da beklediğin maximum 5 dk da masana gelen peynir,  zeytinyağı, mısır ekmeği servisi burada yok. O siesta var ya, ondan hep bu rahatlık =)

Önce başlangıç tabağımız geliyor. Kabak kızartma, zeytinyağlı dolma, tavada balık köftesi. “Ama ben kızartma tercih etmiyorum” mızmızlığı yapamıyorsun tabii. Tüm gün adanın altını üstüne getirdin, deniz kenarında yudumlayacağın Ouzo’nun hayaliyle yandın, beklediğin an geldi. Afiyetle indiriyoruz kızartma tabağımızı mideye, sonra ağır ağır devam ediyor servis; kıpkırmızı domatesli mis kokan bir salata sonrasında ahtapotlar, kalamarlar, barbunlar. Yemeklere bayıldım demiyorum ama sebebi biziz; 250 kişilik bir grubuz ve fix servis alıyoruz. Yoksa zeytinyağın hası, denizin en taze böceği, en taze balığı varken lezzette eksik kalacağını hiç sanmıyorum adanın.

Ama bu akşam bizim yemeğimiz ağırlıklı tava olduğu için azıcık zorluyor mideyi. Ne yapsak da atsak bu rehaveti, bir yürüyüş mü paklar bizi derken, bir anda dansçılar çıkageliyor. Ellerimizden tutup kaldırıyorlar bizi, Sirtaki zamanı! Hepimiz nasıl da hazırmışız meğer, zannedersin ilkokulda folklor değil sirtaki yapmışız.

Hızlandırılmış ada turu, üzerine yemek, Ouzo ve sirtaki pilimizi bitiriyor. Şimdi kalkma, hatta adaya veda etme zamanı!

Zamanı yavaş akan koca ada Mytilini, umarım tekrar görüşürüz.