İçerisi, duvarlarda Yeşil Çam'ın çınarları ve Eski İstanbul fotoğraflarıyla nostalji kokuyor.

 

Sabah 8:00’de uyandığım bir pazar sabahı. Bugün biraz koşturmacalı geçecek. Pelin’in Türkiye’deki son günü ve aynı zamanda Alman Liseliler Sosis Günü! Erkenden hazırlanıp, evden çıkıp güne başlamak gerekiyor!

Tarabya’da Alman Konsolosluğu yazlık sarayında, Pelin’i son bir defa görüp eski dostlarla sohbet ettikten sonra, bir an evvel kendimi Anadolu yakasına atmak istiyorum. Haftanın 5 günü geçtiğim bu yaka 6. günde beni iyice yoruyor.

Saat 15:00. Dönüş yolundayız,  Aras’la birbirimize bakıyoruz. Soruyor: “Selin’in bekarlığa vedasına kaçta gitmen gerekiyor?” 6’da diyorum. “E senin de karnın acıkmadı mı?” diyor.

E tabii” diyorum.

Biz de kaç sefer denedik, şu Mythos’a gidemedik bir türlü yaa diyor.

IMG_3666

Bu saatten sonra rotamız belli. Günün koşturmacasında bi 35’lik mola vermenin tam zamanı.

Haydarpaşa garına giriyoruz, pazar her yerin kalabalıklığına inat burası bomboş. Arabayı park ettikten 1 dk sonra Mythos’dayız. Yolda gelirken telefon açıp dışarıdaki masalardan biri için rezervasyon yaptırmıştık, o yüzden dışarıya (garın içine) doğru çıkıyoruz.

“Dışarı masa alamıyoruz ama” diyorlar, “e aldınız ama az önce telefonda?”. Yok diyor “alamıyoruz ne yazık ki“.

Yüzümüz asık, dönüyoruz içeri doğru, içeri girdiğimiz kapıdan dışarı bakıyoruz, denize açılan kapı, tam da önünde bir masa.

Bir anda yıldızlar çakıyor masanın etrafında. “Burası dışarıdan daha güzel canım, buraya oturalım o zaman” diyip, geçiyoruz masaya.

İçerisi, duvarlarda Yeşil Çam’ın çınarları ve Eski İstanbul fotoğraflarıyla nostalji kokuyor. Biz oturunca garson eğilip diyor ki Aras’a “dışarıda gar çalışanları demleniyor, bayan rahatsız olmasın diye dışarı almak istemedik sizi, yok yine de isterseniz açalım tabii bir masa.”

“Teşekkür ederiz, burası gayet güzel” diyoruz. E ne de olsa burası “Haydarpaşa Gar Lokantası” =)

IMG_3667

 

IMG_3672

Sıra meze seçiminde; Pazar öğle vakti kimse yok restaurantta, Soruyoruz “taze değil mi mezeler?”

“Cumartesiden kalma şansı olmuyor ki mezelerin, hepsi bitiyor” diyip hınzırca gülüyor bizim düşünceli.

Biber taratora takılıyor gözüm, tatmadım daha evvel, “nasıl bir şey o?”

“ Lor peynirli yoğurtlu, biberli çok lezzetlidir.”

“Acı mı peki?”

Biberine bağlıymış. Biber acıysa, acı olabilirmiş. O zaman bir tadına bakayım, dedikten sonraki 3 dakika boyunca, acının ne kadar anlamsız olduğuna dair söyleniyorum. Eş zamanlı iyi niyetli şef-garsonumuz da rakı sevenin acıyı da sevmesi gerektiğinden, nasıl iştah açtığından dem vuruyor.

Bundan vazgeçiyoruz. Biber yeterince acı. O zaman “hardal yatağında levrek, limon kabuğuyla servis edilen karides ve girit ezme” söyleyelim. Girit ezmeyi, Kadıköy’deki Sarnıç’ta hayatıma sokup, şimdi de gittiğim her yerde denemek istiyorum. Benim için Girit ezme çok çakal meze, hem peynir yemiş oluyorsun, hem de peynir söylemene gerek kalmadan bir mezen daha oluyor. Öyle bir cinlik yapıyor gibi hissediyorum kendimi, her Girit ezme istediğimde.

Soğuk mezelerde son durakta Aras’ın gözdesi ATOM var. Atom, masada her zaman bana en uzak köşede durur, yemem, neden yenildiğini anlamam. O Aras’ın vazgeçilmezi. Yerken yüzünün girdiği ifadeden anlıyorum ki; atomu en güzel yaptığını düşündüğü Cibalikapı’dakinden bile iyi burası.

Siparişimizi verdikten sonra, dışarı çıkıyoruz, İstanbul güzel yer yahu diye Kadıköy rıhtıma bakarken, o Hilton gözüme takılıyor. O çirkin yapı olmasa, evet Kadıköy çok güzel diyorum.

Bir kaç dakika içinde masamıza döndüğümüzde sofra hazır. Servis gayet hızlı, gerçi içerideki tek masa olmamızdan kaynaklı bir hız da olabilir bu.

Masaya geçtiğimizde bir kaç fotoğrafçı giriyor içeri. İçlerinden biri; “Çok güzel gözüküyorsunuz, izin verirseniz fotoğrafınızı çekmek isterim, mail adresinizi verirseniz, sizinle de paylaşırım diyor.”

“Tabii ki çok seviniriz.

Bu anı profesyonel bir gönüllünün karelemesini istesem bulamam, zaten kendiliğinden gelince hep daha güzel olmaz mı?

IMG_3742

Fotoğrafçıyla karşılıklı teşekkürleşip, soframıza odaklanıyoruz. Çok uzun oturmadan kalkmam gerekiyor, o yüzden bi’ 20’lik alalım sadece diyoruz. Fakat mezelerin lezzetinden o 20’lik anlamadan bir anda bitiyor. “Biz birer duble daha alalım lütfen”.

IMG_3668

Sıra hayal kurmada. En sevdiğim kısım, laf lafı açıyor, hararetli sohbetlere dalınıyor. Biz daha oturuyoruz sanırım, sıcak bir şeyler de söyleyelim o zaman. “Asma yaprağında hellim ile ızgara ahtapot alabilir miyiz?

Asma yaprağında hellim, yemesi keyifli ama şaşırtıcı değil. Ahtapot ise yediğim en güzel ahtapotlardan. Lezzetten gayet memnunuz, pazar gündüz rakısı zaten huzurdan aklımızı başımızdan alıyor.

Fakat kalkma vakti geldi, daha Selin için bekarlığa byebye diyeceğiz. Hesap geliyor.

Mythos pahalı. Ancak kalabalık bir grup gelindiğinde kişi başı daha mantıklı paralar ödeniyordur mutlaka. Bir daha gelecek olsam, ki bu ahtapot için gelirim, cumartesi gecesi canlı müziğin olduğu kalabalık bir grupla gelmeyi tercih ederim.


“Mythos da tuzluymuş” ama diye çıkıyoruz mekandan, neyseki topukları havada tokuşturarak yürücek kadar keyfimiz yerinde hala.