Ve yine bi’ tatil! En sevdiğimiz; kısa mesafe, ama uzaklaştığını hisset, sevgilin yanında, dostların yanında! Hem de Yunan toprağı, yani toprağım.

İstanbul’dan çıkıyoruz bi’ cumartesi sabahı, istikamet Alexandroupoli, nam-ı diğer Dedeağaç.

FullSizeRender (3)

Aras’ın günlerdir, ilk Dedeağaç’a gidiyoruz demesinden mütevellit yurtiçi bir şehire gider gibi cüzdanımda sadece TL ile yola çıkmak üzereyken, yanıma pasaportla, Euro almayı son anda akıl edip çıkıyoruz yola. 3 saatte İpsala’dayız. Uluslararası ehliyet, yeşil sigorta vs derken Yunan sınırına geliyoruz, sınırı geçtiğimiz anda başka bir ülkede olduğumuzu karayolunun sakinliğinden anlıyoruz. Yahu son günlerde  haberleri takip etmedik de ülkede insan mı kalmadı, yoksa bu yollar aslında kapalı mı diye boşluğuna anlam veremediğimiz otobanda 40 km gittikten sonra Alexandroupoli’deyiz.

Niyetimiz uzun süre burda durmak değil. Burdan Keramoti’ye geçip, en kısa yoldan Thassos’a gitmek istiyoruz. Fakat gelmişken görmeden olmaz. İç güdüsel daldığımız yollardan, Makri yolu üzerinde sol tarafa dönüyoruz. Yönümüz deniz, ara sokaklardan geçerken gözüme çarpan tabelalar oluyor üstlerinde “über alles” yazan. “Ay” diyorum “burası Nazi köyü!”. Benimle dalga geçiyorlar, sonrasında yolumuz kaybedip, bir amcaya yol sormak zorunda kalıyoruz. İngilizce anlamıyor, “Können sie Deutsch?” diyor. “E dedim burası Nazi köyü”. Yunanistan’ın bir kasabasında Almanca yolu tarifi alıp, aslında bir sokak paraleldeki otoyola çıkıp, nedendir bilinmez yine deniz yönüne sapıyoruz. Bu sefer uzuuun bir sahil şeridine bağlanıyoruz. koyun en ucunda tepeye kurulmuş bir taverna var.

Başlangıç yapabiliriz artık, denize girmek isteyen girsin, böcek yemek isteyen yesin, dinlenmek isteyen manzaraya baksın. Kimsecikler yok ortalıkta saat daha sabah 11:00.

Bizi bir genç, bozuk Türkçesiyle karşılıyor. “Hosgeldiniz!”

Derken ne yiyip içilecek hızla karar veriliyor, bi’ kalamari bir de bira, bira ne önerirsiniz? Mythos ve Alfa alıyoruz.

Gazoz sempatikliğinde biralar.

Kalamara doyamıyoruz. Minimum mısır unu kullanılmış, böceğin gerçek tadı geliyor ilik ilik.

Denizden açmışken kahvaltımızı, bu kadarla olmaz diyoruz, midye var mı?

Diyor, “biz midyeyi üç çeşit yaparız; dolma, kızartma ve saganaki.”

“Saganaki?” e onu bilmiyoruz, onu deneyelim o vakit.

Menemen görüntü ve kıvamında koca bir tabak geliyor, içinde midyeler, biber, domates, sulu bir yemek. Çağrı’yla Aras Saganakiye tamamen menemen muamelesi yapıp, biz Esin’le biramızı yudumlarken geçirdiğimiz süreçte, bizimkiler bir ekme sepetini de tüketmek suretiyle temizliyorlar tabağı.

gamberi-saganaki

Yolda, arka koltukta biz uyurken, bizimkiler yorulmuş anlaşılan.

Miskinlik çökmeden yola devam etmemiz gerek.

Güzel bi’ tatil bizi bekliyor, bu salaş tavernanın deniz böcekleri bize Yunanistan için bi’ teaser, bi’ iştah açan girizgah oldu.

Biz gerçekten 6 bira, kalamar ve koca tabak bir midyeye sadece 27 Euro mu ödedik? Bakalım tatilin geri kalanında İstanbul’u ne kadar daha eleştirmeye başlayacağız..

Tüm sempatikliği ve sevimli Türkçesiyle Dedeağaç’ta yüzümüzü gülümseten garsona sevgilerle!

İyi ki geldik komşu toprağıma. Tatil başlasın.

IMG_2791

image1 (3)

image2 (2)

SONY DSC