Moda'nın en eski ve güzel meyhanelerinden biri Koço Restaurant

Nasıl olur da meyhanefaresi’nde 2 senedir Koço’yu yazmam!?

Oysa “Moda’da nerede rakı-balık yapılır?” diye sorulduğunda ilk cevabım, en sevdiğim.

Yaklaşık 90 yıllık mazisine yaraşır bi’ tavrı var Koço’nun. Lüks olma telaşı yok, iddiadan uzak çizgisini bozmamak en büyük gayesi sanki.

Hatta bu çizgiyi bozmamakta öyle başarılı ki, eleştirmek istersen Koço’yu, elinde bir bu olabilir. Senelerdir değişmeyen lezzeti, menüsünde bir yenilik yapmaması eleştirilebilir ama kimi de bir o kadar mutlu bu stabil düzenden.

Senelerdir kaç defa gittiğimi düşünsem çıkamam sayıların içinden, Koço hem aile hem dost buluşmalarına, en keyifli akşamlara eşlik eden yaşlı bi’ dostumuz gibi.

Bu dostun hikayesi de ayrı güzel. İmrozlu bir Rum olan Konstantinos Koço Korostos 1928’de Mühürdar’da bir taverna açar. Bugün Koço diye bildiğimiz bu taverna, 1964’te Moda Deniz Kulübü’nüün karşı sokağı’na (Eski Moda İskelesi’ne inen sokak) taşınır ve  adı o zamanlar “Moda Park Gazinosu”dur.

Fakat Koço’nun bu yeni mekanının bir başka özelliği vardır. 1920’lerde bu bölgede bulunan bir çok taverna arasında bir kaya oyuğundan çıkan su, tavernalara gidip gelen Rum balıkçıların dikkatini çeker. Üzerine inşa edilen ahşap bir bina ile Ayazma’ya (Ayazma Rumca “kutsal su” anlamına geliyor) çevrilen bu kiliseye Aya Ekaterina adı verilir.

ekaterinis-ayazma-koco

Hala Koço’nun içerisinde yer alan bu minik Ayazma’yı ziyaret edip mum yakanların sayısı da epey fazla.

Biri de benim tabi. En güzel akşamlarımda, bir mum yakarak dileğimi dileyip geceyi huzurla sonlandırdığım yer burası.

koco-ayazma

Bugün yine Koço’dayız. Bu sefer geliş sebebimiz, çocukluk arkadaşım, en sevdiğim dostlarımdan Emir’in çocukluğundan beri buraya gelmemiş ve merak ediyor oluşu.

Dila ile yapıyoruz planımızı 1 hafta evvelinden “Kızı bırakabiliyorsunuz değil mi, Cuma kesin gidiyoruz?” sonrasında “Kaan ve Ayçıl olmadan olmaz” diyoruz, haberleşiyoruz, ekip tamam.

Koço’nun havasından olsa gerek, insanın burada geçmişi anlatası, bugüne şaşırası geliyor. Bayramoğlu sokaklarından yaptığımız yaramazlıklar, “daha şu kadarcık çocukken” derken Dila ve Emir’in ne ara dünyalar tatlısı Naz’ın annesi ve babası olduğu, Ayçıl ve Kaan’ın enerjisi ve eğlencesi, Aras’la benim evlilik telaşım derken mekanda kalan son masa oluyoruz.

“Koço’daki en kahkahalı akşamlarımdan biri oldu” diyerek bu tatlı akşamı sonlandırmak üzere ayrılıyoruz Koço’dan.

Henüz Koço’yu keşfetmemişlere, yemekleriyle ilgili nacizane tavsiyem ise şöyle; bir dilim beyaz peynir ve bol domatesli salatanın yanına börülce salatası, fava, közde kırmızı biber ve ahtapot salata. Mezelerden bu kadarı yeterli. Burada ara sıcağa mutlaka yer ayırmalısın. Izgara ahtapot, kabak kızartma, ciğer ve ya tereyağında karides. Hepsi birbirinden lezzetli.

Balıklar her zaman taze. Ama tüm bunları söylerken en son tatlıya mutlaka yer ayrılmalı, suflenin tadına bakılmadan Koço’dan kalkılmamalı.

Koço’nun fiyatları beklentinin ne olduğuna göre değerlendirilmeli. Eski bir tavernadan beklentin lezzet, manzara ve ortam ise ve bu hizmeti Moda burnunda, lokasyonun en ferah mekanında denize nazır aldığını göz önünde bulundurursan fiyatlar gayet normal.

koco-restaurant-2